• +902422121041
  • Tosmur Mahallesi İbrahim Bilgen Caddesi No:16 Alanya /Antalya

Gezilecek Yerler

ALANYA KALESİ


6km uzunlukta surlar tarafından çevrilmiş, 10 hektarlık bir yarımada üzerinde bulunan Alanya Kalesi; Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır.
İlk kuruluş tarihinin ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmeyen Alanya’dan, ilk olarak M.Ö IV. yüzyılda coğrafyacı Scylax, Korakesion (Coracesium) olarak söz eder. Strabon; Korakesion’u Kilikya’ya batıdan girildiği zaman, ilk görünen şehir olarak tanımlar ve zaptedilmesi güç çok dik bir kaya üzerinde kurulmuş olduğunu belirtir.
Korakesion; küçük bir askeri birlikle bile doğal savunma kolaylığı ve korunaklı limanı sayesinde, korsanlar ve asiler için ideal bir sığınak olarak, M.Ö. II. yüzyılda korsan limanı ve merkezi oldu. Orta Kale’nin Arap Evliyası’ndan Ehmedek’e kadar olan kısmında bulunan iri blok taşlı, harçlı Helenistik sur duvarı M.Ö. II. yüzyılda kentin hakimi Diototos Tryphon döneminden kalmıştır.
M.Ö.65 yılında Roma’lı Pompeius’un galibiyetiyle sonuçlanan Korakesion savaşı ile korsan egemenliği son bulur. Kent, Roma döneminde surların genişletilmesi ve yeni binaların ilave edilmesiyle büyür. Bu dönemde imparatorlar adına sikke bastırılmıştır. Sikke örnekleri Alanya Müzesi’nde görülebilir.
Alanya Kalesi; Bizans döneminde Kalonoros (güzel dağ) adıyla, gemiciler için önemli bir yer belirleme noktası ve Akdeniz’in en işlek limanı olur. İçkale’deki kilise, Arap Evliyası, Cilvarda burnu üzerindeki manastır harabeleri ve Orta Hisar’dan İçkale’ye devam eden yuvarlak kuleli sur kalıntıları Bizans dönemine aittir.
1221 yılında Kalonoros; kalenin sahibi Kyr Vart tarafından Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat’a teslim edilir ve adı Alaiye olarak değiştirilir. I.Alaaddin Keykubat, büyük bir imar faaliyetine başlar, eski surları sağlamlaştırır, yeni surlar inşa eder ve Alanya’ya en parlak dönemini yaşatır. Bugünkü mevcut surlar, büyük sarnıçlar, Tersane, Kızılkule, Tophane, ve İçkale’deki saray kompleksi Alaaddin’in yaptırdığı eserlerden bazılarıdır. Ehmedek, Akşebe Mescidi, Andızlı Camii, Selçuklu hamamı, Aşağı Kale hamamı da Selçuklu döneminde yaptırılmıştır.
Alaiye’nın alınmasıyla birlikte, Anadolu Selçuklu Devleti Akdeniz kıyılarında güçlü bir kalenin yanı sıra, hem deniz hem de karada güçlü bir dayanağa sahip olur. Gelişen iç, dış ve transit ticarette Alaiye özel bir konuma ulaşır.
Alaiye; 14. yüzyılın ilk yarısında Anadolu Selçukluların önde gelen bir ticaret kenti, önemli bir deniz üssü, Mısır ve Suriye ile güçlü ilişkileri olan bir ticaret ve gemi inşa merkezi olarak Anadolu’nun ve Akdeniz’in önemli kentleri arasında yer alır. Çoğunlukla gemi yapımında kullanılan ünlü sedir ağaçları için gelen Mısırlı tacirlerin yanı sıra; Ceneviz, Venedik ve Floransalı tacirler de Alanya’dan baharat, keten ve şeker alıyorlardı. Pegolotti, “practura della mercatura” isimli kitabında Alanya’da kullanılan ağırlık ve ölçülerini, İtalyan ağırlık ve ölçüleriyle mukayese eden bir cetvel sunar. Mısırlı ve Suriyeli tacirler Alanya yolu ile Karadeniz limanlarına da seyahat ediyorlardı.
Alaiye; Selçuklu devletinin çöküşüyle kısa bir süreliğine Kıbrıs Krallığının eline geçer(1293), Karaman ve Alaiye Beylik dönemlerinden sonra Osmanlı hakimiyeti altına girer (1471).
Yukarı Kale’de bulunan Süleymaniye Camisi, bedesten ile arasta ve geleneksel Alanya Evleri Osmanlı dönemi eserlerindendir.
Alaiye; Cumhuriyet döneminde kenti ziyaret eden Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği doğrultusunda Alanya adını alır.
Yerli, yabancı birçok seyyah Alanya Kalesi’nden söz eder. 1332 yılında İbn-i Batuta, buradaki kerestenin İskenderiye, Dimyat ve diğer Mısır şehirlerine ihraç edildiğini; 1650 yıllarına doğru Katip Çelebi, Alanya Kalesi’ni ihtişam bakımından Bağdat kalesi ile mukayese ederek burada pamuk, ipek ve susam yetiştirildiğini; 1671 yılında Evliya Çelebi ise 300 ev bulunan Orta Hisar’da Süleymaniye Camisinin ve Akşebe Mescidinin, bir sarnıcın, avlusuz evlerin, Aşağı Kale’de 2 medresenin, 6 çocuk mektebinin, 3 hanın, 1 hamamın, 1 çeşmenin ve 150 dükkanın bulunduğunu, bütün sokakların merdivenli olduğunu, ulaşımın katır ve eşeklerle sağlandığını belirtir.
Setton Llyod; Alai’yye kitabında surların bölümlendirdiği bölgeler vasıtasıyla Alanya Kalesi’ni 5 bölgeye ayırır. Birinci bölge, bir ucu Kızılkule, diğer ucu Tersane’de olan hilal şeklindedir; ikinci bölge birinci bölgenin üstündeki tepenin eğimli kısmıdır; üçüncü bölge Ehmedek’in bulunduğu ve İçkale’ye kadar uzanan bölgedir; dördüncü bölge İçkale; beşinci bölge ise Cilvarda burnunun dahil olduğu bölgedir.

KIZILKULE

 


13.yy ortaçağ Akdeniz savunma yapılarının eşsiz bir örneği olan Kızılkule; limanı, tersaneyi ve Alanya Kalesi’ni deniz yönünden gelecek saldırılara karşı korumak amacıyla Selçuklu hükümdarı I.Alaaddin Keykubat tarafından Halep’li yapı ustası Ebu Ali Reha el Kettani’ye inşa ettirilmiştir.
Kızılkule; bugün olduğu kadar geçmişte de heybetli görüntüsüyle dikkatleri üzerine çekmiş ve birçok kitapta yerini almıştır. 17.yüzyıl seyyahlarından Evliya Çelebi; Alanya Kalesi’nin deniz tarafında sekiz köşeli sağlam bir kulesinin olduğunu, bu kulenin kuşatma sırasında 2000 adam aldığını, burada oturan ikinci kale muhafızının 40 askere sahip olduğunu belirtir.
Yapı eğimli bir arazide bir ana kaya üzerine kurulmuş olduğundan, yüksekliği doğu yönünde 33 m, batı yönünde ise 3 m daha kısadır. Alt beden duvarlarında muntazam şekilde kesilmiş ve birleştirilmiş dikdörtgen kireç taşı ve devşirme malzeme olarak klasik sütun gövdeleri, üst bölümlerde ise kırmızı tuğla kullanılmıştır.
Yapının dış kuzey duvar yüzeyinde “Allah’a minnet” ve onun altında yerden 10 m yükseklikte Alaaddin Keykubat adına yazılmış ve inşa tarihinin 1226 Nisan ayı olarak belirten dört satırlık bir inşa kitabesi, güney duvarında ise başka bir inşa kitabesi mevcuttur. Giriş kapısının sağındaki duvarda bulunan usta kitabesinde yapıyı inşa eden ustanın adı belirtilmektedir. Kızılkule’nin cephelerinde toplam 56 adet mazgal penceresi; düşmanın kaynar zift ve suyla geri püskürtüldüğü ve kurtulmasını imkansız kılacak düzende sıralanmış olan 22 adet kaynar zift ve su dökme açıklığı ve 6 adet çörten bulunmaktadır.
Sekizgen bir plana sahip olan Kızılkule, sade dış görünüşünün aksine içte karmaşık bir plana sahiptir. Kızılkule; zemin kat, birinci kat, asma kat, açık kat ve açık teras olmak üzere beş katlıdır.
Yapının heybetli görünüşünün aksine, muhtemelen askeri amaçlar nedeniyle, küçük ve gösterişsiz bir giriş kapısı ve dar bir koridordan zemin kata ulaşılmaktadır. Merkezdeki sekizgen fil ayağının çevresini tonozlu bir koridor sarar. İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre, yapının ilk zamanlarında zemin ve birinci katlarda koridor tonozunun başlangıcından üst örtüye kadar uzanan ve kale muhafızlarının yatmaları ve dinlenmeleri için bugün ancak izleri görülebilen ahşaptan basık odalar mevcuttu. Zemin kat günümüzde sergileme mekanı olarak kullanılmaktadır.
Yüksek taş basamaklı bir merdivenle ulaşılan 1.katın merkezindeki ayağın üst kısmına büyük bir su sarnıcı yerleştirilmiştir. Bugün bile işler vaziyette olan sarnıcın ağız kısmı açık katta bulunmaktadır.
Sarnıca yakın olan koridorun tabanında, sekizgen kenarların ortasına denk gelecek şekilde birer havalandırma bacası yerleştirilmiştir. Bugün sergi mekanı olarak kullanılan katın kuzeybatısında bulunan kapı dıştaki surlara açılmaktadır. Sağdaki sur duvarında büyük bir gemi graffitisi görülebilir.
Dar bir koridor şeklinde olan asma katta kaynar zift ve su dökme açıklıkları mevcuttur.
Açık terasın ortasında sarnıcın ağzı ve çevresinde ikişerli sıra halinde toplam 16 adet havalandırma bacası mevcuttur. Bu bacalardan giren ışık birinci kata kadar ulaşır.

TÜNEL YAPISI


Eskiden Kızılkule’nin önünde, kalenin deniz kapısı olarak hizmet gören ve Eğri Kule olarak adlandırılan bir küçük kule mevcuttu. Kalıntısı halen görülebilen kule, bir tünel vasıtasıyla Kızılkule’ye bağlanıyordu. Kızılkule’nin kuzeyinde denize kadar inen bir gömlek/dış duvar yıkılmış, önüne rıhtım yapılmıştır. İncelemelere göre Selçuklu gemilerinin yiyecek, su, asker ve silah gibi ihtiyaçları buradan temin ediliyordu. Osmanlının son dönemlerinde liman yapımıyla ilgili çizilen projede, tünel üzerinde su kaynağı tabiri bulunmaktadır. Tünel’in bir kısmı yol geçirilmek amacıyla yıkılmıştır. Tünelden gemilere bağlantı güvenlik amacıyla portatif bir köprü veya merdivenle sağlanmıştır. Yıkılan kulenin Kızılkule ve tersane arkasına

LİMAN SURLARI


I.Alaaddin Keykubat döneminde yaptırtılan liman surları; Kızılkule, Tersane ve Tophane anıtsal yapılarıyla birlikte Alanya Kalesi liman bölgesinin deniz yönündeki görkemli profilini oluşturmaktadır. Bir liman-kent olarak antik çağlardan itibaren ve özellikle de Ortaçağda en parlak dönemini yaşayan Alanya; doğu Akdeniz havzasının işlek limanları arasında sayılıyor ve Mısır, Ceneviz ve Venedikli tacirleri ağırlıyordu. Alanya Kalesi‘nin çeşitli yapı duvarlarında görülebilen farklı dönemlere ait yüzlerce gemi graffitisi; Alanya’nın denizle olan bağlantısının sessiz tanıklığını yapmaktadır.

GRAFİTİLİ ÇEŞME


Eksen projesi kapsamında yapılan çevre düzenlemesi sırasında ortaya çıkarılan çeşmede üstünde Alanya Kalesi’nin ayırt edici özelliklerinden olan bir gemi graffitisi mevcuttur.

ANTREPOLAR


Moloz taş, horasan harcı ve tuğla ile inşa edilmiş, tonoz örtüleri yıkılmış olan birbirine bitişik mekanların surlar üzerinde denize açılan birer kemerli açıklıkları vardır. Alanya’nın eski liman kent kimliği ile ilgili İbn-i Batuta, Evliya Çelebi gibi seyyahların buradaki ticarete dair anlatımlarından ve limanın Mısır, Venedik, Cenevizli tacirlerin uğrak yeri olmasından yola çıkarak bu mekanların antrepo vazifesi gördükleri söylenebilir. İbrahim Hakkı Konyalı, Alanya kitabında, eskiden tersane ve Kızılkule arasında gemilerin yanaşması için geniş bir rıhtımın bulunduğunu ve bu rıhtımın Kızılkule ve Tophane tarafından korunduğunu; rıhtımın şehir tarafında gemi malzemesi, erzak ve mühimmatın muhafaza edildiği depoların bulunduğunu; ancak rıhtım ve depoların bir kısmının yıkılmış olduğunu yazar.

TERSANE


Kuzey- batı yönündeki eski limandan girilen tersane yapısının yuvarlak kemerli gayet dar giriş kapısının 4 m üzerindeki 5 satırlık kabartmalı kitabe göze çarpmaktadır. I.Alaaddin’i karanın ve iki denizin sultanı olarak övülen kitabenin ilk satırında iki rozetanın ortasında bulunan sultanın arması görülebilir. Giriş kapısının sağ tarafında bulunan çıkıntılı mekan mescit, sol tarafındaki 5 pencereli mekan ise tersane memurları tarafından yazıhane olarak kullanılmıştır. Mescit mekanında Denizcilik ve Gemi Müzesi projesi kapsamında yapılan konservasyon- onarım çalışması sırasında iki duvarında karşılıklı Zülfikar freskleri ortaya çıkarılmıştır.

57 m uzunlukta ve 40 m derinlikte olan tersane yapısı; her birinin genişliği 7.70 m olan, en uzunu 43m en kısası 32 m uzunlukta 5 adet tonozlu gözden ve gözleri birbirlerinden ayıran sivri kemerli duvarlardan oluşmaktadır. Duvarları kesme taştan, kemer ve tonozları tuğladan yapılan tersanenin tonozlarındaki menfezler hem ışığın içeriye girmesini hem de dumanın dışarıya çıkmasını sağlamaktadır. Denizin tamamen içine girmediği gözlerin kara tarafları kısmen çakıllı, bir kısmı ise kayadır. Üçüncü gözün kara tarafında bir tatlı suyu kuyusu bulunmaktadır. Günışığından en çok yararlanacak şekilde konumlanan tersane yapısı; kaya kırımını en az seviyede tutmak için farklı seviyelerde inşa edilmiştir. Tersaneye bitişik kayaya oyulmuş bir depo tavandaki bir delikten ışık almaktadır.

Alanya tersanesi; sadece gemi yapım ya da gemilerin kışlık konaklama yeri değil, aynı zamanda tamiratın, yelken ve gemi donanımlarının da yapılabildiği demir işlikleri, idari ve depo alanlarına sahip olan bir yapı olup kalıcı bir tersanedir. Kalıcı tersaneler iki amaca hizmet etmektedir. Birincisi kış döneminde büyük teknelerin yapımına olanak sağlaması, ikincisi ise kullanılmayan teknelerin barındırmasıdır. Kış döneminde gemilerin açıkta bırakılması ömürlerini azalttığı için tüm Akdeniz ülkeleri tarafından kadırgalar için gemi barınakları sağlanıyordu. Ancak Alanya tersanesi daha fazlasını sunuyordu. Akdeniz kıyıları daima tehlike altındaydı. Düşman donanmaları ya da korsanlar; büyük ticari yararlar sağlayacak stratejik yerler arıyordu. Alanya da böyle bir konuma sahipti ve surların içinde iki kuleli bir kompleksin parçası olarak tersan düşman saldırılarından korunmak için uygun bir ortam sağlıyordu. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde(16.yy başı) kent, tersane kompleksi ve liman hakkında bilgiler verilmektedir. Tersane’nin bir Emir-üs Sevahil/Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın daimi nezaretinde bulunduğu; Selçuklulardan sonra Alaiye’ye hakim olan Karamanoğulları ve Alaiye Beyleri döneminde de tersane faaliyetinin devam ettiği; Osmanlı Döneminde de burada gemilerin yapıldığı anlatılmaktadır.

1960’lı yıllara kadar içinde tekne yapımının ve onarımının devam ettiği tersane, bugün denizcilik ve gemi konusunun işlendiği bir müze olarak hizmet vermektedir. Girişten itibaren ahşap bir yürüyüş yolu üzerinde yürürken 1.gözde 1 adet antik dönem vinci, 2.gözde Osmanlı donanmasında her dönemde lojistik ve ikmal için kullanılan hızlı yol alabilen bir yelkenli olan 1 adet kaplaması yapılmamış çekevele teknesi, 1adet mizena (teknenin kıç bölümünde yer alan direk) ve 1adet seren(direk üzerinde yelken açmak için yatay olarak konulan parça), 3.gözde 1 adet ana direk(teknenin en uzun direği), gemi yapımında kullanılan aletler ve tatlı su kuyusu, 4.gözde antik çağ çıpaları, 5.gözde gemilerde yön belirlemede kullanılan aletleri görebilirsiniz.

TOPHANE


Kesme taşla yapılan Tophane; limanı ve tersaneyi güney batıdan korumaktadır. 19 metre yükseklikte olan 2 katlı Tophane, tonozlu bir dehliz vasıtasıyla esas sura bağlanmaktadır. Alt katında, deniz tarafında, denize ve karaya açılan birer penceresi bulunan 2 adet yüksek tavanlı oda mevcuttur. Odaların önünde sağında ve solunda birer penceresi bulunan ve halk arasında “şeytan deliği” denilen uzun bir dehlizden dağ tarafındaki antreye çıkılır. Kulenin ikinci katına iki tarafında üçer oda bulunan bir koridorla geçilir. Bu katı üç tarafından kapıları kemerli dörder oda sarar. Bütün odaların ve bölmelerin içleri ve kapı kemerleri tuğla ile yapılmıştır. Bu katın solunda nöbetçi ve muhafızların su ihtiyacını karşılayan bir sarnıç mevcuttur.

TOPHANE MAHALLESİ


Tophane mahallesi, geleneksel sokak dokusu ve son zamanlarda restorasyonu artan geleneksel Alanya evleri ile büyüleyici bir özelliğe sahiptir. Oldukça eğimli bir arazide kurulmuş olan evlerin tümü denize bakmaktadır. Doğal su kaynağının bulunmaması nedeniyle her evin kendine ait bir su sarnıcı vardır. 1600’lü yıllarda, Evliya Çelebi burada ulaşımın katırlarla sağlandığını; Martin Leake ise, 1810 yılında, evlerin büyük bir ustalıkla yapılmış olması kendisini çok şaşırttığını, Alanya’da evlerin arka arkaya teras şeklinde yükseldiğini, bu yüksekliğin o kadar dik olmasından dolayı karşıdan bakıldığında sanki düz bir duvara evlerin üst üste yapılmış gibi göründüğünü, aynı sırada bulunan bir kısım evin düz çatılarının, bir üstteki evler için kapı önü ve küçük sokak vazifesi gördüğünü yazmıştır.
Eski geleneksel Alanya evlerinin ve 13yy.yapısı mescit, Andızlı ve Tahta Minareli Cami, Hagios Constantinous ve Mikail Archangelos kiliselerinin yanı sıra restorasyonundan sonra bir butik otele dönüştürülen eski bir balıkçı evi, Alanya’ya özgü su kabağı el sanatları atölyesi, güler yüzlü insanları ve deniz manzarası ile size günlük Alanya yaşantısından bir kesit sunan Tophane mahallesinde; Alanya Kalesi’ne has endemik bitki ve kelebek türlerini de görebilirsiniz.

TARİHİ SARNIÇ YAPISI


Kare planlı 13.yy Selçuklu dönemi sarnıç yapısı; moloz taş ve harçla örülmüş tonozlu, birbirine bitişik iki mekândan oluşmaktadır. Restorasyon çalışması sırasında yapının içinde iki mekânı birbirine bağlayan ve sonradan örülerek kapatıldığı anlaşılan iki adet kemer açıklığı temizlenmiş, yapının çatısında ve çevresinde kazı çalışmaları yapılmıştır. Tarihi sarnıç yapısı, restorasyonundan sonra farklı sergilere ev sahipliği yapmaktadır.

GİRNE ÇEŞMESİ VE KAZI ALANI


13. yüzyıl Selçuklu yapısı olan çeşme sur dışında bulunan bir kaynaktan beslenmektedir. Arkasında suyu biriktirmek için tuğladan yapılmış bir haznesi vardır. Su; pişmiş toprak künkler vasıtasıyla kaynaktan hem bu çeşmeye hem de tarihi hamamın sarnıcına gelmektedir. Çeşmenin alınlığında başka yerden getirilmiş bir Selçuklu kitabesi vardır. Kale halkının gerektiğinde su ihtiyacını bu çeşmeden karşıladığı bilinmektedir.

Restorasyon çalışmaları sırasında erken Roma dönemine ait bir onur yazıtı bulunmuştur. Girene Çeşmesi’nin yanındaki arsada gerçekleştirilen kazılar sonucunda Tophane Mahallesine çıkan yaya yolundan çeşmeye doğru inen 7 basamaklı bir merdiven ile bir yapıya ait güney ve doğu duvarlarının kısmen korunmuş olan bir mekân açığa çıkartılmıştır.

HAMAM ÖNÜ KAZISI


Kültür Müdürlüğü ve Alan Başkanlığı Ofisi olarak hizmet veren geleneksel Alanya Evi’nin restorasyon çalışmaları sırasında; yapının ön bölümünde bulunan betonarme eklentiler kaldırılırken hamamın soğukluk kısmına ait döşemeye rastlanılması üzerine, alanın güneyinde kazılar başlatılmıştır. Kazılarda duvarları sıva ile kaplı zemini mazgallı bir görünüme sahip işlikler ortaya çıkarılmıştır. Bu işliklerin yelken bezi, halat gibi gemi malzemelerinin yapımı için kullanıldığı düşünülmektedir.

TARİHİ HAMAM YAPISI


Aşağı Kale’de, Kızıl Kule’nin güneyinde üstündeki geleneksel Alanya Evi ile birlikte yer alan yapının, Çarşı Hamamı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Moloz taş, tuğla ve kireç harcı kullanılarak inşa edilen ancak Cumhuriyet Döneminde çimento harçlı beton kullanılarak onarılan hamam; ortası kubbeli, enine sıcaklıklı ve çifte halvetlidir. Sıcaklık bölümü, 12. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar Türk hamamlarında yaygın olan kare planlı, ortası kubbeli, köşelerinde halvet hücreleri ve hücre üstlerinde küçük kubbeler bulunan bir sistemde tasarlanmıştır. Mekan, üzerindeki kubbede bulunan fil gözü denilen açıklıklar tarafından aydınlatılmaktadır. Hamamın suyu; 13.yüzyılda yapılan Girene Çeşmesi’nin arkasında bulunan ve suyu sur dışında bir kaynaktan alan depodan sağlanmaktaydı. Tarihi hamam, 1960’lara kadar üstünde bulunan evin sahipleri tarafından işletilmiştir.

DARPHANE


Yarımadanın ucunda, uzunluğu 400 metreyi bulan sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda burnu üzerindeki yapılardır. Halk arasında “darphane” olarak anılmasına karşın kesme taşlardan inşa edilmiş binalarda para basılması söz konusu değildir. 11. yüzyıldan kalma taş yapılardan birisi küçük bir kilisedir, diğerinin ise manastır olarak kullanılma olasılığı yüksektir. Küçük kilisenin kubbesi ayakta durmaktadır.

EHMEDEK


Alanya Kalesi’nin kuzeyinde bulunan yapı, kara tarafından saldırıları önlemek için inşa edilmiştir. Yapı üçer kuleli iki ayrı bölümden oluşmaktadır.
I.Alaadin Keykubat tarafından Kızıl Kule’den bir sene sonra Helenistik dönem kalıntılarının üzerinde inşa ettirilen yapıda diğer duvarlara göre daha iri taşlar kullanılmıştır. Batıdaki kulenin dış yüzünde çerçeve içinde bir kitabe yer almaktadır. Kalenin asıl girişi, doğu yüzündedir.
Kalenin batı tarafındaki dış kapısının bulunduğu duvarların alt bölümlerinde Helenistik dönem taş örgüsü görülebilir.
Kanuni zamanında meydana gelen depremde Ehmedek büyük tahribata uğramıştır.

DENİZ FENERİ


18.yy ilk yarısında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan yapı bugünkü şekline Cumhuriyet döneminde kavuşmuştur. Günümüzde kontrolü Ulaştırma Bakanlığına ait olan dikdörtgen planlı yapı iki bölümden oluşmaktadır. Sur duvarları üzerinde oturan doğudaki bölümde deniz feneri bulunmaktadır.

Kaynakça ( www.alanya.bel.tr)